AYIN GÖLGESİNDE SESSİZCE İNFAZ EDECEKLERİNİN MESAJI

Ömer Kayani

Dokuz senede bir ortaya çıkıp bazı insanları öldüren  bir seri katilin peşine düşen Philadelphia’lı polis memuru Thomas Lockhart’ın hikayesini konu ediyor “Ayın Gölgesinde” (In the shadow of the moon) filmi.

Dedektif olma hırsıyla katili kovalayan kahramanımız doğum sırasında hayatını kaybeden eşinin tam anlamıyla yanında olamayınca konuyu iyice takıntı haline getirir. İşlenen cinayetlerde zaman ve mekan kavramları birbirine karışıp bilimsel olarak açıklama yapmakta imkansız hale gelince polis ile katil arasında çok uzun yıllara yayılan bir kovalamaca başlar.

Açılışını 2024 yılıyla yapan filmin ilk sahnesinde Philadelphia’nın merkezinde büyük bir patlama olduğu anlaşılmaktadır ve çatıdan yanarak düşen Amerikan bayrağının üzerinde 5 tuhaf yıldız bulunmaktadır.

Filmden anladığımız, 2024 yılı itibariyle Amerika’da bayağı bir şeylerin değiştiğidir. 

Ardından film “1988” yılına geri döner.

Birbiriyle bağlantısız ünlü bir piyanist, bir ahçı ve bir otobüs şoförünün, ağız, burun, kulak ve gözlerinden kan gelerek ve adeta kendi kanları içinde boğularak öldüğünü görüyoruz.

Olayı araştıran polisler maktüllerin hepsinin enselerinde üç tane iğne izi bulurlar.

İğnelerin adeta üçgen bir piramit oluşturdukları dikkatli bir izleyicinin gözünden kaçmamalıdır. Yani bir insanı öldürmenin binlerce yolu varken üç iğne ile adeta üçgen şekli çizmek değişik bir mesaj şekli, değil mi?

Bir diğer kurban olan otobüs şoförü kadının ölmeden önce elinde taşıdığı kitapta adeta izleyicinin gözüne sokulur.

Amerika Birleşik Devletleri üçüncü Başkanı (1801–1809)  Thomas Jefferson’un “Amerikan Yurtseveri” kitabı.

Kendisi, “Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi”nin asıl yazarı olması ve ABD’deki  “Cumhuriyetçilik akımının” ideallerini savunması ve yayması nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri’nin “kurucu babaları” arasında en etkili olanlarından biri olarak kabul edilir. Jefferson, ülkesi Amerika’yı hep Cumhuriyetçiliği savunan ve İngiliz İmparatorluğu‘nun emperyalizmine karşı gelen büyük bir Özgürlük İmparatorluğu‘nun ardındaki güç olarak tahayyül etmiştir.”

“Cumhuriyetçilik akımı”, “kurucu baba” ve “özgürlük imparatorluğu” parolalarını aklımızda tutarak devam edelim.

Yasalarda demokratikleşmeye ve dini özgürlüklere önem veren Jefferson endüstrileşmeye ise karşı çıkarak ülkenin tarımcı yapısını korumaya çalışmıştır.

Aşağıdaki şu sözde ona aittir.

“Size istediğiniz herşeyi verebilecek büyüklükte bir hükümet, sahip olduğunuz herşeyi alabilecek güçte bir hükümettir.”

Konuyu anlamak için gerekli olan bu kısa bilgiden sonra filmin ortalarını  çok kısaca anlatalım çünkü ana fikir sonunda gizli.

Polis olan kahramanımız bir şekilde katil kadınla yolda karşılaşır ve kovalamaca sonunda bir metro istasyonunda istemeden de olsa kadının ölümüne sebep olur. Aynı gece eşi bir kız çocuğu dünyaya getirir ama doğum sonrası hayatını kaybeder.

Ölen katil kadının kimliği bir türlü tesbit edilemese bile konu kapanmış gözükmektedir.

Dokuz sene sonra “1997” yılında katil tekrar dönüp aynı şekilde cinayetler işlenmeye başlayınca artık dedektifliğe yükseltilmiş olan polis kahramanımız yine olayın peşine düşer.

Yine kovalamaca başlar ve yolları tekrar kesiştiğinde durum anlaşılır ki katil 9 yıl önce öldü sanılan aynı siyahi kadındır.  Dedektife “kendisini takip etmemesini, tüm ölümlerin bir sebebi olduğunu” söyler ve yine kaçmayı başarır.

Film tekrar 9 yıl sonrasına gider, sene “2006” yılıdır. Dedektifimiz bu işi artık takıntı yapmış, işinden ayrılmış ve katilin geleceği tarihi de bildiği için onu bu kez yakalamaya azmetmiştir.

Yıllar süren araştırmalarından sonra öldürülenler arasında bir bağlantı keşfeder. Hepsi “Gerçek Amerika Hareketi” isimli bir grubun üyesidirler.

Bakın hareketin manifestosunu yazan grup liderinin kırık kopuk ekrana yansıyan manifestosunda neler yazıyor.

“Yeni dünya düzeni tiranlığı”

“Vatanseverler, beyaz ırkın sadık insanları bu ülke kanla kuruldu”

“Küreselci elitistlerin yalanları”

“İntikam alın asker kardeşlerim”

Katil kadının imha ettiği grup üyelerinin kafa yapısını anlamışsınızdır herhalde.

Küreselci elitlerle savaşan bir grup aslında, beyaz ırkçılığı olayın sadece sosu.

Kahramanımız bu grup üyelerinden bazılarının adresini bularak katil kadınla yine karşılaşır, yakalayamasa bile “gelecekten – geçmişe” geldiği yerin koordinatlarını tesbit etmiştir ve 9 sene sonra tekrar geri geldiğinde onu yakalamayı kafasına artık iyice koymuştur.

Film tekrar 9 sene ileriye sarar ve “2015” senesine geldiğinde ekranda kobay domuzlar üzerinde deneyler yapan bazı bilimadamları belirirler.

Üç tane domuza bir bilimadamı tarafından katil kadının elinde bulunan üç iğneli silahın benzeriyle bir sıvı enjekte edilmektedir. Daha sonra bilgisayar üzerinden düğmeye basarak verilen bir komutla her domuz ayrı ayrı öldürülür, adeta beyinleri akıtılır. Enjekte edilen ilaç domuzların vücudunu ayrı ayrı uzaktan kontrol edilebilir hale getirmiştir.

Filmde aşının, pardon iğnenin markası gözükmediği için birşey söylememiz mümkün olamıyor.

Bilim adamı solüsyonu enjektör aparatından çıkarttığında keyfine diyecek yoktur ve ağzından şu cümleler dökülür.

Koronal izotopların eşlenmesiyle sonunda zamanın gelecek bir noktasından bu çözeltiyi tetikleyebiliriz.”

“Tetikleyebiliriz”den kasıt bir düğmeye basarak enjekte edilenin öldürülebilmesidir.

Yerimiz kalmadığı için filmin ana fikrine geçelim.

Bilim adamı kendilerini engellemeye çalışan dedektife amaçlarının en olduğunu anlatıyor.

Amerikan iç savaşı’nı tarihten silebildiğini hayal et. Nasıl yapardın bunu? (…) İki tarafın liderlerini mi öldürürdün.

Ama bir fikri silmek için bu yetmeyebilir.

Onları o kişiler hâline getirenleri, onlara ahlaki ve siyasi inançlarını aşılayanları öldürmemiz gerekebilir.

Arkadaş, baba, anne, büyükanne, büyükbaba.

Fitili ateşleyen kıvılcımı söndürmek için ne kadar geriye gitmen gerekir?

Ama en başına, her şeyi geri alacak kişiye varıncaya kadar doğru kişileri birer birer ortadan kaldırırsan geleceği yeniden şekillendirebilirsin.

İşte o kız bunu yapıyor.”

“Ne kadar ulvi bir amaç icra ediyormuş iğneci katil kızımız” diye düşünmüş olmalısınız. Gelecekten gelen kızımız özgürlüğüne düşkün ve küreselcilerin düşmanı olan hareketlerin fikir babalarını öldürüyor, yaşanması muhtemel çatışmaları bitirip “insanlığa hizmet” ediyormuş.

Gelelim on yıllardır yakalamaya çalıştığı ve son sahnede torunu olduğunu keşfettiği kızın yüzleştiklerinde dedektife söylediklerine.

“Dokuz yaşındayken (yani filmin ilk sahnesi olan 2024 yılında Philedelphia) sıradan bir adam ev yapımı patlayıcılarla dolu sıradan bir kamyonu merkeze park edip havaya uçmasını izlemişti

Onunki daha ilk saldırıydı.

İlk sabah 11.000 insan öldü.

Sonra çıkan iç savaşta milyonlarca insan daha öldü.

Öfkeden beslendi, korkuyla yayıldı, insanları canavarlaştırdı. Sıradan olanlar bile birer birer bozulana kadar.

Bir akıma hayat veren ses küçük bir çatlağı büyük bir uçuruma dönüştürdü. En iyilerimizin sesini bastırdı. En kötülerimizin sesini yükseltti.

Biz de onu susturmanın bir yolunu bulduk.

Zararı telafi etmenin, noktaları ayırmanın bir yolunu bulduk.

Hikâyeyi hükümsüz kılmak için ben gönüllü oldum. Bir fikri silmek için geri döndüm.

Çünkü bazı düşünceler gömülmelidir. Bazıları daha oluşmadan gömülmelidir. Aramızdaki savaş yok olurken ses çıkarmayacak. İz bırakmayacak.

Senin zamanında anlatılacak bir destan olmayacak. Sadece olmuş olabileceklerin bir yankısı olacak.”

Mesajı anladınız mı?

Tüm yapmanız gereken filmde “gelecekten geçmişe gelme” fantastik kısmını tersine çevirip “bugünden geleceği planlayan küreselci elitleriniz” diye düşünmek.

Hani yıllardır anlatmaya çalıştığımız, sistemin “uyumsuz” diye işaretlediği ve özgürlük savaşını, tiranlığa direnişi örgütleme/ateşleme kapasitesi olan insanlar vardı.

İşte yaptıkları iğneyle uzaktan kumandalı hale gelmiş insanları bir düğmeye basarak  ortadan kaldıracaklarmış ve kimsenin ruhu bile duymayacakmış.

Filmde iğnenin markası ve kullandığı teknolojide mRNA olup olmadığı kısmını görünmüyor.

Ama sisteme tehdit olabilecek insanlar “kimsenin ruhunun bir şeyi duymayacağı” şekilde ortadan kaldırılırken sadece olmuş olabileceklerin bir yankısı” kalacakmış gibi görünüyor.