GİZLİ İSTİLA VE CLOWARD PIVEN STRATEJİSİ

Ömer Kayani

“Bilgiye güvenilemeyen bir dünya hayal edin. Çok zor değil, değil mi? Haberler bir şey diyor, web siteleri başka şey. Toplum sinirlenmeye, yıpranmaya başlıyor. Elimizden gelen tek şey sevdiklerimizden medet ummak. Ama ya o insanlar da sandığımız kişiler değillerse? Ya en yakınlarımız, hayatımız boyunca güvendiğimiz kişiler tamamen farklı kişilerse? Ya insan bile değillerse?”

Ajan Prescot kendisine yöneltilen “tam olarak neden bahsediyorsun”sorusu üzerine anlatmaya devam eder.

“Kaostan. Üstelik bu sadece başlangıç. Son bir yılda beş küresel terör saldırısı. Her birini farklı bir grup üstlendi. (…) Bütün dünya savaşta, farkında mısın? Bu gerilimin bir mimarı var. Saldırıların şiddeti artıyor. Güçlü bir ülkeye saldırırlarsa.”

“Bütün saldırıların arkasında aynı insan mı var” sorusu üzerine ise ajan Prescot tüm olayı ortaya döker.

“İnsan değil, Skrull’lar.”

Konumuz Marvel evreninin 2023 yapımı “Secret Invasion” yani “Gizli İstila” dizisi.

CIA ajanı Prescot’a göre dünya, istedikleri her şekle girebilen uzaylıların gizli istilasına doğru gitmektedir.

Yazılarımızı ilk defa okuyan okuyucularımız için burada bir parantez açıp:

“Büyük bütçeli mesaj verme amaçlı üretilen film ve dizilerdeki uzaylı karakterinin, kendini hiç bir din/dil/ırk/vatana bağlı hissetmeyen küreselcileri temsil ettiğini düşündüğümüzü yıllardır değişik yazılarımızda belirttiğimiz hatırlatalım.

Zaten sözlerinin devamında Ajan Prescot bu konuyu adeta gözümüzün içine sokuyor.

“ Bu iş dün başlamadı. Otuz yıl önce, Skrull’lar Dünya’yı bulunca başladı.”

2023 yılında yayına giren dizinin açılış sahnesinin “Günümüz, Moskova” diye başladığını göz önüne alıp 30 yıl geriye gidince hangi tarihi buluyoruz?

1990’lar mı dediniz?

O zaman 1990’larda Rusya’da olanlar meselesini 2021 yılında kaleme aldığımız “Son özgür nesil yarının savaşına çağırılıyor” başlıklı makalemizden hatırlayalım.

“Yarının Savaşı” (The Tomorrow War) filminde uzaylıların dünyaya saldığı yaratıklar insan ırkını ve medeniyetini yok etmektedir. Bakın filmde bu yaratıkların dünyada ilk ortaya çıktığı tarih ve yer nasıl anlatılıyordu:

“Günün birinde aniden belirdiler. Sinsiydiler. Uzak bir yere indiler, tüm uydu görüntüleri ve radarlardan kaçtılar. Rusya’yı parçalamaya başladılar. Üç yıl sonra her kıtaya ulaşmışlardı. Kuzey ve Güney Amerika, Avustralya, Asya, Afrika, Avrupa’da yaşam kalmadı. Üç yıl. Çok hızlı çoğalıyor olmalılar. Esirler, hükümet, teknoloji, para, hiçbir şeyi istemiyorlar. Biz yiyeceğiz ve karınları çok aç.”

“Rusya’yı parçalamaya başladılar” anlatımından aklınıza küreselci şeytanların 1990 sonrası Rusya’nın tüm önemli işletmelerini ele geçirmelerini, “esirler, hükümet, teknoloji, para, hiçbir şeyi istemiyorlar. Biz yiyeceğiz ve karınları çok aç” anlatımından da geçenlerde bir bankamızın davetlisi olarak ülkemize gelmeye kalkan şeytani bir kadının kan ve insan parçaları üzerine yaptığı performansları hatırladıysanız sizi suçlayamayız.”

Bir başka filmden yaptığımız bu küçük hatırlatma ile “Gizli İstila” filminde “Skrull” olarak anılan ve her kılığa girebilen “uzaylıların” aslında mecazi anlamda kimleri temsil ettiğini teşhis edebildiysek konumuza devam etmeden önce buraya bir de son dakika notu ekleyelim.

Yukarıda bahsettiğimiz kadına daha geçen hafta Rusya ile savaşta olan Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelensky tarafından ülkesinin büyükelçisi olması teklifi götürüldü.

İlginç mi?

Diziye dönersek, Ajan Prescot artık ofiste kimseye güvenmediğini çünkü Skrull’ların her an her yerde olabileceğini, sayılarının binleri aşabileceğini söyleyerek bu uzaylı ırkın son planını ifşa eder.

“Amerika ile Rusya arasında nükleer çatışma çıkartarak” dünyayı insanlardan temizlemek ve kendi ırkları için yer açmak.

Bu girişten de anlayacağınız üzere dizi, her kılığa girebilen “Skrulların” form değiştirerek dünya devletlerine sızmasını, “Nick Fury” ve müttefiklerinin ise yaklaşan bu istilayı engellemek için zamana karşı verdiği yarışını anlatıyor. 

Hani şu “Dünya Ekonomik Forumu” (WEF) Başkanı Klaus Schwab’ın övündüğü gibi kertenkeleye benzeyen “uzaylı Skrullar” tüm dünya hükümetlerinin kabinelerine sızmışlardır.

Marvel” evreni filmlerinin detaylarında kaybolmadan altı bölümlük “Gizli İstila” dizisini özetleyelim.

Skrulların planı kulağına gidince kahramanımız “Nick Fury”, uzaylı tehdidine karşı kurulmuş olan “SABER” uzay savaş istasyonunu terk ederek dünyaya döner ve olayı araştırmaya başlar.

İlerleyen bölümlerde dizi biraz geçmişe sarınca anlıyoruz ki Skrullar kendi dünyalarında bir başka ırka karşı savaşı kaybedince bazıları mülteci olarak dünyaya gelmişler, Birleşmiş Milletler gibi uluslar-üstü bir örgüte bağlı olan Amerikalı ajan “Nick Fury” ise vakti zamanında Skrullar’a yeni bir gezegen bulacağına dair söz vermiştir. Skrulların lideri olan “Talos” ile arkadaşlığı sayesinde dünyaya yerleşmiş küçük bir Skrull mülteci topluluğu ile ilişkilerini sürdürmektedir. Nick Fury onlar için yeni bir gezegen ararken bu topluluğun sabırla sorun çıkarmadan dünyada beklemesini sağlamaktadır.

Bununla birlikte plandemi sonrası dünyada, affedersiniz gerçekle film karıştı, filmde geçen adıyla “blip” sonrası dünyada Nick Fury değişmiş ve yeryüzünü terk ederek uzay istasyonuna giderek ortadan kaybolmuştur.  

Blip de nedir diye soranlara açıklayalım.

Yıllar önce yazı konusu yaptığımız, Kovid 19 pandemisi başlamadan hemen önce 2018 yılında vizyona giren Marvel’in “Yenilmezler, Sonsuzluk Savaşı”  filminde  “Thanos” parmağını şıklatarak dünya nüfusunun yarısını yok etmişti.

Bir sonraki “Yenilmezler, Son Oyun” filminde ölenler geri gelse de bizim elimizde kovid aşılarının nasıl etkisiz hale getirileceğine dair halen kesin bir bilgi bulunmamaktadır.

Neyse, konuları daha fazla karıştırmadan devam edersek, işte bu olay sonrası dünyada yaşayan Skrullar, kendilerine yeni bir ev bulma ümidini kaybedince (malumunuz gerçek dünyada da plandemi sonrası da barınma, enflasyon ve gıdaya ulaşım krizi yaşanıyor) liderleri Talos’un yerine genç bir isyancı olan Gravik’i getirirler. Sadece bu kadarla kalmazlar uzayda dolanan bir milyon mülteciyi daha gizlice buraya getirerek “dünyayı ele geçirmeye” karar verirler.

Biz diziyi anlatırken aklınıza özellikle Amerika ve küçük Amerika Türkiye’ye planlı bir şekilde bizimle sınırı olmayan pek çok farklı ülkeden getirilen mülteciler geldiyse sizleri suçlayamayız.

Dizinin devamını anlatmadan önce kahramanımız Nick Fury hakkında da arka plan bilgisi verelim ki konuyu anlamak daha kolay olsun.

Amerikalı istihbaratçı “Nick Fury” kariyerine asker olarak başlıyor ve soğuk savaş yıllarında albay rütbesindeyken önce CIA’ye ardından da SHIELD isimli örgüte katılıyor.  

Şimdi diyeceksiniz ki bu SHIEL’de neyin nesi.

Bu örgüt hem ulusal hem de küresel güvenliği korumakla görevli hükümet dışı bir Amerikan terörle mücadele ve istihbarat teşkilatı. Müttefiklerin II. Dünya Savaşı’nda Hydra‘ya karşı kazandığı zaferin ardından kuruluyor SHIELD. Siz onu Hydra olarak düşünmeyin de kısaca Naziler ve “Dünya Ekonomik Forumu” (WEF) olarak düşünün.

Gelişmiş silahları ve olağanüstü ajanlarıyla SHIELD dünyanın en büyük askeri gücü olmuştur. (Malumunuz gerçekte de Almanya savaşı kaybettikten sonra tüm Nazi bilim adamları, istihbaratçılar ve devlet görevlileri ABD’ye gelerek adeta ülkeyi yeniden yapılandırmışlardı) Hal böyle olunca yani SHIELD tıpkı NATO gibi çok güçlenince dünya böyle bir gücün sadece ABD komutasında olmasına itiraz ederler.

Sonuçta bu örgütü denetlemekle görevli dünyanın en güçlü ülkelerinden politikacıların içinde olduğu “Dünya Güvenlik Konseyi” kurulur. Hani tıpkı gerçek hayatta beş üyeden oluşan “BM Güvenlik Konseyi” gibi.

Hatta bu konu dikkatimizi çekmiş “Kaptan Amerika, İç Savaş”  filmini 2016 yılında gazete yazımızın bir parçası yapmıştık.

“Amerikan devletinin süper savaşçıları dünyanın her yerinde operasyonlar yapmaktadır. Nijerya’da bir teröristi yakalamaya çalışırken çevreye verdikleri hasar ve sivil kayıplar sonrası dünya artık bu gruba tolerans gösteremez. ABD devleti baskılar karşısında gruba BM (Tek Dünya Devleti ya da Yeni Dünya Düzeni koduna dikkat) emrine girmesi talimatı verir. Bu durum Yenilmezler’in hükümet baskısı olmaksızın özgür bir biçimde insanlığı korumaya devam etmesini savunan grup ile hükümet kontrolünü ve müdahalesini destekleyen diğer grup arasında fikir ayrılığına neden olunca taraflar iç savaşa tutuşurlar”.

Filmin sloganı ise bugün hem AB hem de ABD’nin içine düştüğü sosyal ve ekonomik duruma mesaj niteliğindedir adeta.

‘Birlikteysek kazanırız, bölünürsek yok oluruz.” 

Sanki fantazi film anlatmıyoruz da dünya tarihi anlatıyoruz, değil mi?

Yine kahramanımız Fury’ye dönersek, SHIELD ajanıyken 1995 yılında Nick Fury, (şu SSCB’nin parçalanması ve soğuk savaşın bitişi sonrası dönem) mülteci ve kılıktan kılığa girebilen Skrull ırkıyla tanışır ve generalleri Talos ile arkadaş olurlar. 2012 New York savaşı veSkrulların kendi düşmanlarıyla savaşlarının ardından Nick Fury bir kısım Skrull temsilcisini dünyaya getirir. Skrulların Fury’ye kariyerinde hızla yükselmesine yardım etmeleri karşılığında Fury’de onlara yeni bir gezegen bulma sözü verir.

Madem bu kadar arka plana girdik, dizi de geçmese bile konunun tam olarak anlaşılabilmesi için biraz önce bahsettiğimiz şu Hydra’nın da ne olduğunu anlayalım.

“Hydra, otoriter bir dünya hakimiyeti kurmayı amaçlayan yıkıcı paramiliter bir terör örgütüdür. Antik çağlarda, eski Inhumanlar (insan olmayan ırk) tarafından Maveth gezegenine sürgün edilen güçlü bir Inhuman olan Hive‘a (kısaca şeytan desek) fanatik tapınmaya adanmış bir tarikat (Tapınak Şövalyeleri desek) olarak kurulmuştu. Sürgün edilmesinden bu yana tarikat, gezegeni ele geçirmek için Hive’ı dünyaya geri getirmek istemektedir. Yüzyıllar boyunca kült birçok biçim alarak gelişti. En son enkarnasyonu (ruhun beden alması durumu), Nazi Schutzstaffel‘in bilim dalı olarak Johann Schmidt‘in önderliğinde Almanya’da Nazizmin yükselişinden kısa bir süre sonra ortaya çıktı. Bu süre zarfında tarikat, örgütün en çok konuşulan etiketi haline gelen Hydra adını aldı. İkinci Dünya Savaşı sırasında Schmidt, dünyayı kendi fethetmeye başlamak için Hydra’yı Nazi Almanya’sından ayırdı. Okültizmden acımasız özgürlük karşıtı ilkelere dönüşen Hydra, bu siyasi doktrine kendini adamış, inatçı bir yapıya sahip bir örgüt haline geldi. 1945’te Kaptan Amerika tarafından yenilmesinin ve Johann Schmidt’in ortadan kaybolmasından sonra Hydra, “Ataç Operasyonu” sırasında teşkilata alınan ve aynı zamanda Sovyetler Birliği ile ittifak kuran Schmidt’in en iyi bilim adamı Arnim Zola tarafından SHIELD’ın içinde gizlice yeniden sızdırıldı.

Burada bir parantez açalım.

“Ataç operasyonu” yani “Operation Paperclip” 1945-59 tarihleri arasında Amerikan istihbaratının yaptığı gerçek bir operasyondur.Bu dönemde 1600’den fazla Alman/Nazi bilim adamı, mühendis, istihbaratçı, eski asker Amerika’ya getirilerek bu ülkenin askeri, siyasi, istihbarat ve silah sanayisi çalışmalarına monte edilmişlerdir.)

Yine Hydra’ya dönersek Zola’nın bedeni 1972’de ölmüş olsa da Hydra zaten artık iyice kurulmuştur ve Zola’nın zihni bir bilgisayarda yaşamaya devam etmektedir. Sonraki yıllarda HYDRA krizleri yönetir ve dünya çapında kök salar. Siyasi mühendislik ve bilimsel araştırmalarla da uğraşan gizli bir ajan ağı kuran Hydra’nın amacı dünya hükümetlerini devirerek yeni bir dünya düzeni kurmaktır.”

Açtığımız kısa parantezler hariç yukarıdaki paragrafın tamamı Marvel evreninin filmlerinde geçen Hydra örgütünü anlatmaktadır yani bir film senaryosudur. 

                    

Ama siz bu anlatımlarda:

  • Dünya Ekonomik Forumu WEF’i,
  • Onların şeytani “yeni dünya düzeni” amaçlarını,
  • WEF Başkanı Schwab’ın tüm dünya kabinelerine sızdıklarını övünerek anlatmasını,
  • Onun  babası Eugene Wilhelm Schwab’ın yönettiği Nazi Almanyasının köle işçi kullanarak silah üreten ödüllü şirketini,
  • BM’nin tek dünya oluşturma girişimlerini,
  • NATO’nun dünya ordusu olma çabalarını bulduysanız sizi suçlayamayız.

Hatta konuyu pekiştirmek için “İlk Yenilmezler” filminin sonunda Kızıl Kurukafanın yani Schwab zihniyetinin, Kaptan Amerika ile dövüşürken neler söylediğini de hatırlayalım.

“Tanrıların gücüne sahip olabilirdin, oysa göğsünde bir bayrak var ve uluslar için savaştığını sanıyorsun. Ben geleceği gördüm Kaptan Amerika. (Gelecekte) Bayrak falan yok.”

Yani Kızıl Kurukafa açıktan gelecekte ulus devlet olmayacak, “tek bayrak, tek millet, tek vatan” demiş ama anlayana demiş haliyle.

Nick Fury, Shield, Hydra, Naziler, Skrull, Shwab, NATO, BM, WEF konularının arka planını anladıysanız yine dizimize dönüp kalanını özetleyelim.

Dünyayı ele geçirmeye çalışan isyancı Gravik önderliğindeki Skrull grubunun planı terör olaylarını kullanarak Rusya ve ABD arasında nükleer savaş çıkartmak, insanların büyük kısmı yok olduktan sonra da yeni dünyayı sahiplenmektir.

Bu amaçla dünya devletlerinin önemli devlet yöneticileri, askerleri, bürokratları kaçırılıp yerlerine onların kılığına girebilen/hafızalarının tamamını beyinlerine nakledebilen Skrullar almaktadır.

Ardından kurdukları sahte bir Skrull örgütü olan “Rusya karşıtı Amerikalılar” terör örgütü aracılığıyla Moskova’nın ortasında 3 tane kirli bomba patlatırlar.

Patlamanın ardından “Dünya Güvenlik Konseyi” toplanır ama gerçekte hepsi Skrullar tarafından ele geçirilmiştir. Burada Gravik’in 2000 kişinin ölümüne neden olan bombalama türü metodları sorgulanırken Gravik’in verdiği cevaplar yıllardır filmlerde işlenen insana bakışın özetidir.

“Köpekleri severim. Hatta onları tercih ederim. Köpekler iki yüzlü değildir. Yalan da söylemezler. Birbirlerini kafeslere kapatmazlar. Pezevenklik etmez, kimseyi zehirlemezler. Kendi çevrelerini bozup yok etmek için bin takla atmazlar. (…) Dünya evimiz olacak. Çünkü onu ele geçireceğim. Bence savaş bu. Ve bu masanın etrafındaki herkesin katıldığı son savaşın aksine bu savaşı kaybetmeyeceğim. İnsanlar kendilerini yok etmeye mahkûmlar. Biz bu gezegene gelmeden çok önce kendilerini tüketmek kaderlerinde vardı. O yüzden masumların ölümlerini düşününce irkilenler sadece kaçınılmazı hızlandırdığımızı bilip teskin olsun.”

Sadede gelirsek toplantı sonunda Gravik konseyin “savaş zamanı generali” seçiliyor.

Fury ise ABD Başkanının danışmanına hükümete sızıldığını ve istilanın geldiğini  anlatmaya çalışmaktadır.

“İstila gerçek, gerçekten oldu. Asıl acayip olan şu. İstila ediliyoruz ama istilacılar kim, anlayamıyoruz.”

Fury derdini anlatmaya çalışa dursun Gravik artık tamamen ele geçirdiği konseye son brifingini verirken, DNA üzerinde yaptıkları çalışmalar ve müdahalelerle süper bir ırk olma yolunda ilerlediklerini şu sözlerle anlatır.

“Artık sadece yüzümüzü değiştirmeyeceğiz, güçlerimizi değiştireceğiz. Eşsiz biçimde programlanmış kitle imha silahları olacağız hepimiz. Süper Skrull’lar.”

Ve ardından Gravik konseye son çağrısını yapar.

“Sizi insan ırkını ortadan kaldırma planıma katılmaya davet ediyorum.”

Yukarıdaki satırları okurken aklınıza Yuval Harari’nin “insan DNA’sını hackledik” sözü geldiyse konuyu anlıyorsunuz, doğru yoldasınız demektir. 

Gravik ve Skrullar dünya savaşı çıkarmak için planlarına son hızla devam ederler. Ele geçirdikleri İngiliz Başbakanı ve İngiliz nükleer denizaltısının komuta kademesi aracılığıyla denizaltıdan fırlatılacak bir füze ile Birleşmiş Milletler uçağını düşürme planları son anda Fury ve ekibi tarafından etkisiz hale getirilir.

Bu arada küreselciler içinde de, pardon Skrullar içinde de çatışma vardır. ABD ve dünya devletleriyle uyum içinde yaşamak isteyenlerle Gravik gibi insanlığı yok etmek isteyenler ihtilaf halindedir.

Burada yeri gelmişken daha önce konu ettiğimiz 2021 yapımı “Infinite” (Sonsuz) filminin açılış sahnesinden bir alıntı yapalım ki konu daha iyi anlaşılsın.

“Aramızda bir topluluk var. Geçmiş yaşamlarını eksiksiz olarak hatırlayan insanlar. Kendilerine “Sonsuzlar” diyorlar. Sonsuzlar arasında iki grup iktidar mücadelesi veriyor. Bir tarafta “İnananlar” var. Bilgilerini bütün insanlığın korunması ve gelişmesi için kullanmaya çalışıyorlar. Onların karşısında “Hiççiler” var. Bu gücü bir lanet olarak görüyorlar. Yeni teknolojiler, Hiççilere dünyadaki hayatı bitirme fırsatı yarattı. Şimdi bunu kontrol etmek için yarış içindeler.”

Ne kadar benzer bir konu, değil mi?

Tekrar dizimize dönersek, Skrullar’ın eski başkanı ve Fury’nin dostu Talos, kızı tarafından Gravik’in insanları yok edecek planına karşı ne planı olduğu konusunda sorgulandığında şu cevabı verir.  

“ Önce isyancıları alt edeceğiz. Sen, ben ve Fury. O iş bitince ABD Başkanına (Amerika) gideceğiz. Elimizde büyük bir pazarlık kozu var. Ona diyeceğiz ki, “Tahmin et ne oldu. Gezegenini kurtardık. Şimdi karşılığında bize bir şey ver.” Bekleyip ne olacağını göreceğiz. Tamam mı? Bir milyonumuzun da kalması için af ayarlayabileceğimden eminim. (…) Biz gezegeni olmayan bir halkız. Ev sahiplerimizin iyi niyetine muhtacız.”

Herkes kendi planını yaparken ABD Başkanı Ruslar ile barış yapma görüşmesine  gitmektedir. Yolda konvoyu Rus görünümlü Skrullar tarafından saldırıya uğrar. Fury ve Talos son anda ABD Başkanını kurtarıp hastaneye götürürler ama Talos çatışmada Gravik tarafından öldürülür. Saldırının Ruslar tarafından yapıldığına ikna edilen ABD Başkanı, teröristlerin Rusya’da saklandığı nükleer santral bölgesine saldırı yapması konusunda ikna edilir.

Kimler tarafından?

En yakın danışman kadrosuna sızmış istedikleri kılığa girebilen Skrullar tarafından. Hatta İngiltere Başbakanı ve Dış istihbaratı MI6 Başkanı bile Skrulların elindedir. Hani tıpkı şu, dünyanın bir çok kabinesine sızma yeteneği ile övünen Klaus Schwab’ın adamları gibi.

Artık son bir iş kalmıştır Fury için, dünyayı yok etmeden durmayacağını anladığı Gravik ile yüzleşmek. Arar ve istediğini sorar. Gravik’in istediği şey çok “basittir.”

Dünyada yaşanan “blip” yani Thanos’un dünyanın yüzde 50’sini parmağını şıklatarak öldürmesinden sonra (pandemi olarak düşünün) yaşanan savaşta kanlarını akıtan süper kahramanların kanları Fury tarafından savaş alanından toplanmıştır yani hasat edilerek küçük bir şişede saklanmıştır.

Gravik bu kan hasatını istemektedir çünkü yaptırdığı gen çalışmalarıyla süper bir ırk yaratabilmeyi başarmıştır.

Hani plandemi sırasında tüm dünya halklarından Korona bahanesiyle PCR örneği toplamışlardı ya, Gravik sanki o hasatın peşindedir.

Konuyu daha da dallandırıp budaklandırmamak için araya daha fazla not koymak istemiyorum ama kan konusu ilginizi çektiyse 2021 yılı “Tapinakçi, suikastçi ve elmayi ele geçirme savaşi” başlıklı yazımızı tavsiye edelim.

Diziye dönersek, Fury kılığına giren ve kendi genetiğini değiştirerek süper kahraman durumuna gelen Talos’un kızı G’aia buluşmaya gider ve sonuçta Gravik’i öldürür. Fury ve İngiliz istihbaratının her daim kırmızı giyen kadın ajanı Sonya son anda ABD Başkanının yanına sızmış olan Skrulları ifşa edip Rusya’ya yapılacak saldırıyı durdurmayı başarırlar.

Bununla birlikte Amerikan Başkanı çok kızgındır ve suçlu masum bakılmaksızın tüm küreselcileri, pardon tüm Skrulları tıpkı Bush’un El Kaide üyelerine yaptığı gibi “düşman- savaşçı” (yani yasal hiç bir hakkı olmayan) sınıflandırmasına sokarak savaş açar.

Artık eline silah alan herkes Skrull avına başlamıştır, Skrull olduğunu düşündükleri  kişileri suçlu/masum olduğuna bakmadan öldürmektedirler. Tabii arada Skrull zannedilen masum insanlarda öldürülmektedir.

Fury ABD Başkanına yaptığı bu yanlış iş için çok kızgındır ama Başkan geri adı atmaz ve “Skrulları çok önemsiyorsan hepsini gezegenimden götür” der.

Bu arada Nick Fury’nin karısının da aslında bir Skrull olduğunu söylemiş miydik?

Dünya politikası böyle bir şey işte.

İttifaklar, müttefikler, dostlar, düşmanlar değişir, bazen kimin elinin kimin cebinde olduğunu çözemezsiniz.

En zor durumda olanlarsa, hiç durmadan dini, milli,  ideolojik ve benzeri gerekçelerle savaş çıkartıp bilerek ya da bilmeden şeytana hizmet edenleri dizginlemeye çalışan iyi insanların durumudur.

Ölmeden önce Fury ile son karşılaşmasında Gravik’in söylediği şu sözlerde ayrıca analiz edilmeyi hak etmektedir.

“Şunu da iyice anlamanı istiyorum Fury. Bunu sen yaptın. Onca bomba, karartma,

katliam, orman yangınları ve insanların doğal ortamlarından kovulacak olması senin yüzünden! Yetişkin hayatın boyunca savunduğun türün ölüme mahkûm edildiği gün senin sözünün eri olmadığını fark ettiğim gündü.”

Hepsini anladık ama “orman  yangınlarından” niye Nick Fury suçlu oluyor meselesini tam olarak anlayamadık doğrusu.

Yani buradan, “küreselcilere verdiğiniz sözü tutun da ormanları yakmasınlar” sonucunu mu çıkarmamız gerekiyor?

Anlayan varsa bizleri de aydınlatsın lütfen.

Bir diğer konu ise Skrulların besinleri farklı. Bizim yediğimiz şeyleri sevmiyorlar, kendi farklı gıdalarını yetiştiriyorlar.

Yani dünyada “tarım ve hayvancılık” tamamen bitse bile hiç sorun etmeyecekler anlayacağınız.

Bu arada dizinin en kritik anlarında hep ortaya çıkan bir İngiliz devleti faktörü var onu da atlamayalım.

Dizinin daha başında Fury uzay istasyonundan dünyaya inince onu kaçırtıp İngiltere’nin Moskova Büyükelçiliğinde niye döndüğünü sorgulayan, yine Skrullar ile savaşta en kritik zamanlarda ortaya çıkan ve dizinin sonunda yeni Skrull lideri olarak Talos’un kızı G’aia’yı seçip onunla işbirliği yapma teklifi yapan İngiltere.

“Halkının lidere ihtiyacı var. ABD Başkanının size karşı açtığı savaşta kaynaklara ihtiyacınız olacak. Bunu sağlayabilirim. (…) Talos ve Fury’nin hatalarını tekrarlamayalım. İşe sevgi, arkadaşlık karıştırmayalım. Seni kullanacağım, sen de beni kullanacaksın. Birlikte bu gezegeni halklarımız için güvenli kılacağız.”

İngiltere’nin kaypak ve anında pozisyon değiştirebilen, “dostumuz düşmanımız yoktur menfaatlerimiz vardır” politikası ve her daim her yerden çıkıvermeleri çok güzel yansıtılmış diziye.

Ve yine dizinin sonunda İngiliz ajanı Sonya ve İngilizler tarafından Skrulların yeni lideri pozisyonuna getirilecek G’aia, beyinlerinden bir bağlantı ile podların içinde uyku halinde tutulan insanların tutulduğu bir depoya giriyorlar ama dizi bittiği için onların ne olduğunu anlayamıyoruz.

Dizinin birinci sezonu 19 Temmuz 2023’de tamamlanıyor ve yaklaşık iki ay sonra  G-20‘nin 18. Liderler Zirvesi 9-10 Eylül 2023 tarihlerinde Hindistan’ın başkenti Delhi’de “Tek Dünya, Tek Aile, Tek Gelecek” temasıyla yapılıyor.

Toplantının sonuç bildirgesinde “BM Şartı uyarınca, tüm devletler herhangi bir devletin toprak bütünlüğüne, egemenliğine veya siyasi bağımsızlığına karşı toprak edinimi için güç kullanma tehdidinden veya güç kullanımından kaçınmalıdır. Nükleer silahların kullanılması veya kullanma tehdidi kabul edilemez” ifadelerine yer verildi.


“Toprak edinimi için güç kullanma tehdidi ve nükleer silahların kullanılması kabul edilemez” ifadesi Rusya’ya değil de dizide dünyayı ele geçirmek için Rusya ve ABD arasında nükleer savaş çıkarma peşinde olan Skrullara söylense yeriymiş.

G20 zirvesinden hemen önce Türkiye’de yapılan 30 Ağustos kutlamalarında ise Cumhurbaşkanı Erdoğan 2016 yılında “Türkiye BM Dünya İnsani Zirvesi”  için farklı ülkelerden sanatçılar tarafından yapılan “Mülteci Çocuk” temalı tablo önünde tebrikleri kabul etti.

Ülkenin Zafer Bayramı için üzerinde “tek insanlık” yazan mültecilerle ilgili bir tablonun önünde resim vermek ilginç bir fon seçimiydi.

Bu kutlamadan 20 gün sonra Birleşmiş Milletler zirvesine katılan Erdoğan burada yaptığı konuşmada, “Ülkemizde anamuhalefet partisi, seçimi kazanırsak mültecileri göndereceğiz diye tehdit etti. Biz ise tam aksi. Biz mültecilere olan ev sahipliğine aynen devam edeceğiz” demişti.

Anlayacağınız tam “Gizli İstila” dizisinin kahramanı Nick Fury’lik bir olay.

Madem Amerika’dan İtalya’ya, AB’den Türkiye’ye kadar dünyanın en önemli konusu mülteciler meselesi oldu, oluşturulmuş bu planlı global kaosun amaçlanan global etkilerini de çözmek farz oldu.

CLOWARD PIVEN STRATEJİSİ

1966 yılında Columbia Üniversitesinden “Richard Cloward” adlı bir sosyoloji profesörü daha sonra kendisi ve eşinin adıyla anılacak olan “Cloward Piven” stratejisini ortaya attı. Obama, Hillary Clinton, eski Dışişleri Bakanı Madeline Albright, yeni Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, AYM yargıçları, Bakanlar, generaller gibilerin üniversitesi olan Colombia Üniversitesinden bahsediyoruz. İşte bu üniversitede ders veren Prof. Cloward’ın stratejisi “kapitalizmin çöküşünü hızlandırmaya” yöneliktir.

Stratejinin temel konsepti, kamu refah sistemini (sosyal yardım) şişirmek ve devleti iflasa itmektir. Yazarlar, sosyal yardımlardan yararlanmaya uygun kişilerin sayısının, fiilen bunları alan insanların sayısını çok aştığını, insanları toplu halde yardım başvurusu yapmaya teşvik ederek eyalet hazinelerini  tüketmenin mümkün olduğunu iddia ediyorlardı. Eyalet hükümeti, böylelikle, hükümete daha fazla kontrol verecek ve sistemi “kurtarmak” için kamu refahı sisteminin yerine “yıllık gelir garantili” bir “ulusal sistem” getirilmek zorunda kalınacak, yoksulluk bitirilecektir.

Cloward Piven’e göre zenginler/yönetici sınıf sosyal yardımlarla fakirleri zayıf tutmakta, isyan etmelerini engellemektedirler. Oysa fakirler ancak toplumun kalanı kendilerinden korkar hale gelirse durumlarında bir düzelme yaşayabilirler. Böyle bir durumun oluşması için de topyekün bir sosyal ve finansal çöküşe ihtiyaç vardır ki orta sınıfta çökerek fakirlerin arasına katılacaktır. Ancak bu şartlarda fakirler toplumun kendilerini duymasını ve anlamasını sağlayabileceklerdir.  

Konuyu ABD perspektifinden inceleyen Mark Moss’un aktardığına göre:

  • Amerikan sınır koruma biriminin yıllık bütçesi 25 milyar dolardır ama son dönemde sınırdan elini kolunu sallaya sallaya giren mültecilerin sayısı 7 milyonu geçmiştir.
  • İktidardaki Demokrat parti 1960’ların radikal sol yazarı Saul Alinsky’nin taktiklerini kulanarak kendi “radikal Marksist” eğilimlerini “ılımlı ve kucaklayıcı” olarak yansıtırken karşı tarafı şeytanlaştırıp açgözlü, radikal ve hatta terörist diye isimlendirmektedir.
  • Alinsky’in taktikleriyle her zaman gerçek niyetlerini saklayarak ajandalarını gerçekleştiren Demokratların Obamacare reformunun (Hasta Koruma ve Ekonomik Sağlık Bakımı Yasası) aslında sağlık reformu değil gelirlerin kayıt altına alınması, iklim yasasının küçük işletmeleri ortadan kaldırma çalışması, kanunsuz mülteci kabulünün milyonlarca yeni demokrat seçmen yaratmak olduğunun altını çiziyor Moss.  

Yukarıda Moss’un ABD gözlemlerinin “aynısını Türkiye’de biz de yaşamıyor muyuz” derseniz tamamen haklısınız deriz. Neredeyse aynı şablon ülkemizde de uygulanmakta, sadece ülkenin dini ve sosyal dokusuna göre yaklaşım, kullanılan dil ve isimlendirme değişmektedir.

Yani küçük Amerika Türkiye’de de küresel ajanda harfi harfine uygulanmaktadır.

Hatta WEF’in “Büyük Sıfırlama” idealininaşamalarından birisi olan mülksüzleştirme operasyonu bugün itibariyle Türkiye’de başlatılmıştır desek yeridir.

Şöyle ki, enflasyonu dünyanın en yüksek ülkesi olan Türkiye’de vergi üzerine vergi alan hükümet hali hazırda zaten çok yüksek olan araba vergilerine ek vergi getirmişti.  İnsanların bu vergiyi ödemediğini farketmiş olacaklar ki ödemesini yapmayana mal beyanı, onu da yapmazsa hapis cezası uygulayacaklarmış.

Konuyu anladınız değil mi?

  • Devasa vergini öde,
  • Artık ödeyemez duruma geldiysen mülkünü sat, kendini mülksüzleştir,
  • Direnir ödemezsen senin tüm mal varlığını kayıt altına alır bir sonraki aşamada el koyarım,
  • Ona da direnirsen hapse atarım.

WEF’in hayalini kurup idealize ettiği “Küresel Komünizm” ve “hiç bir şeyin olmayacak ama daha mutlu olacaksın” politikasını orta sınıfı tamamen yok edilmek üzere olan ülkemizde başarıyla uyguluyorlar mı?

Zannediyorsunuz ki yapamazlar ama plandemi zamanında Türkiye’nin nüfus imhası anlamına gelen aşıları ülkenin % 93’üne nasıl zorla zerk ettiklerini unuttunuz galiba.

Peki orta kesim gelir manasında fakir durumuna düşürülüp ekonomi ve sosyal devlet çöktüğünde çaresiz toplulukların karşısıza ne getirecekler sizce?

Tüm yapmanız gereken yukarıda anlattığımız Cloward Piven stratejisinde önerilen “yıllık gelir garantili” ulusal sistem konseptini biraz küreselleştirmek.

Karşımıza ne çıktı?

“Universal Basic Income” yani “küresel asgari ücret” mi çıktı?

Son yıllarda ülkeler hatta kıtalar aştırılan mültecilerle ülkelerin zaten kırılgan olan sosyal, ekonomik ve refah sistemleri iyice zayıflatılıp bu yükü taşıyamaz hale getiriliyor mu?

Bu küresel mülteci akımının neden olduğu siyasi ve ekonomik yıkımlar Dünya Ekonomik Forumunun (WEF) küresel ajandasına hizmet ediyor mu?

Daha önceki yazılarımızda da dikkatinize sunduğumuz ve Amerika ve İngiltere’nin liderliğini yaptığı Anglo Sakson dünyaya küresel alemden verilen mesajı tekrar hatırlayalım mı?

2020 yılının son günlerinde Dünya Ekonomik Forumu kurucu başkanı Klaus Schwab’a “Korona krizinin neoliberalizmin sonunu getirebileceğini söylerken ne demek istediniz” sorusu yöneltildiğinde;

“Ben yıllardır sorumlu kapitalizmi savunuyorum. Şu anda iki dev sorunla karşı karşıyayız. Birincisi zenginlerle yoksullar arasındaki uçurumun giderek derinleşmesi, ikincisi iklim krizi. Şimdi bunlara bir de COVID-19 pandemisi eklendi. COVID-19 krizinden en fazla zarar gören iki ülkenin, yani ABD ile İngiltere’nin, neoliberalizmin en etkili olduğu ülkeler olduğu da bir gerçek. Pandemi krizi neoliberalizmin miadının dolduğunu göstermiştir.”

Zaten size anlattığımız “Gizli İstila” dizisinde de Amerika, İngiltere  ve WEF’in arasında kimin miadını doldurduğu konusunda tartışma yaşandığını dikkatli gözler muhakkak fark edebilmişlerdir.

Yine 2019 yılında “Kimin Jokeri” başlıklı bir yazı kaleme almış ve şöyle demiştik:

 “2012 yılında göstemine giren “Batman, Kara Şövalye Yükseliyor” filminde kötü adam rolünü bir süreliğine Joker’den alan Bain karakterinin Wall Street binasını bastığında kendisine “burası Wall Street, burada çalacak para yok” diyen borsa simsarına verdiği cevap neydi?

“O zaman siz niye buradasınız?”

Wall Street’i elektronik olarak soyduktan sonra küresel finansın merkezi Manhattan’a (filmde Gotham olarak geçmesine bakmayın) atom bombası yerleştirip şehri ana karaya bağlayan köprüleri havaya uçuran Bain, şehri tümüyle teslim aldıktan sonra zenginleri halk mahkemelerinde yargılayıp infaz etmişti.”

ZENGİNLERİ ÖLDÜR

Devamında şunları yazmıştık:

“Dünya halkları yüzde 50/50 olacak şekilde tam ortadan bölünerek iyice kutuplaştırılıyor. Tüm dünyada politikacıların yolsuzlukları, makamları vasıtasıyla yaptıkları gereksiz lüks harcamaları, halklara kan kusturan ve ardı arkası kesilmeyen vergi artırımları, zamlar konuşuluyor ve tüm bunlar belli merkezler tarafından insanların sinir uçlarına dokunacak şekilde daha da köpürtülüyor. Ve bu adaletsizlikten sadece politikacılar değil onları kukla gibi ellerinde oynatan büyük iş çevreleri, zenginler de doğrudan sorumlu tutulurken “Joker” filminde yerde duran bir gazetenin manşeti dikkatli gözlerden kaçmıyor.

“Yeni dalga, zenginleri öldür.”

Aynı yazımızdan son bir paragraf daha alıntılayalım:

ETRAFI YAKMAZSAM BENİ DİNLEYEN KİMSE ÇIKMAYACAK

“Filmde seyrederken sizin bile “ne yapacaksa yap artık, vur, kır, parçala” bir insan hayat ve güçlüler tarafından bu kadar sıkıştırılmamalı dediğiniz Joker’in maskesini takmış insanlar ellerinde “V” bayrakları ile meydanlarda öfkelerini kusuyorlar. Dünya halkları, ellerine geçiremedikleri/seslerini duyuramadıkları siyasetçilere, yolsuzluklara, yönetilemeyen ekonomilere, kısaca 7/24 bile çalışsalar ellerine insan gibi yaşayacakları bir şey geçememesine öfke dolular, yorgunlar, bitikler ve kaybedecekleri bir şey kalmadı.

Tıpkı Joker’in elinde silahıyla “artık kaybedecek bir şeyim kalmadı” diyerek intikam yolculuğuna çıkması gibi.

Beyrut’taki gösterilere Joker maskesiyle katılan bir genç kadının Amerikan Wired dergisine söylediği “Yüzümü bu şekilde boyamamız karakterle empati kurmamızın neticesi. Çünkü yüzünü boyamadan önce sefil bir hayatı vardı. Kimse onunla ilgilenmiyor, kimse dinlemiyordu. Hayal kırıklığına uğramış, öfkeliydi ve sonunda çıldırdı, bugün Lübnan’da olan da budur” ifadelerinin anlamı nedir?

“Çıldırıp etrafı yakmazsam beni dinleyen kimse çıkmayacak” çaresizliği, sıkıştırılmışlığı değil mi?”

Peki yıllardır 2008 küresel krizi arkasından emtiada yaşanan anormal fiyat artışının halkları ayaklandırmak için bir test olduğunu ve ardından gelen Arap Baharı ateşinin bu deneyin bir sonucu olduğunu iddia etmiyor muyuz?

Ve işte bu olaydan yaklaşık 15 sene sonra yine aynı noktanın daha beter bir konumundayız.

Tüm dünya gözünü tahıl koridoruna ve nükleer silahlara dikmiş bir şekilde bekliyor.

Mülteci hareketleri inanılmaz noktalara geldi.

Bitirmeden şu kehanetimizi de tarihe not düşmüş olalım.

Dünyada yıkılmasına yada ciddi manada şekil/kabuk değiştirmesine karar verilen ülkelerin hangileri olduğunu anlamak isterseniz sınır komşuları harici ülkelerden en çok mülteci alan ülkelere bakın.

Bu ülkelerin dünyanın son yüz yılına damga vuran hegemonları ve tek tanrılı dinin üç tane simgesel lideri ülke olması ihtimali çok güçlü gözükmektedir.

Nick Fury’nin dizide şaşkınlıkla söylediği sözleri tekrar hatırlatarak yazımızı noktalayalım.

“İstila gerçek, gerçekten oldu. Asıl acayip olan şu. İstila ediliyoruz ama istilacılar kim, anlayamıyoruz.”