MASKELİ, HES KODLU, SOSYAL MESAFELİ YAŞAYAN ÖLÜLER

Ömer Kayani

Çok uzun yıllardır “Trends Journal” dergisini yayınlayan “Gerald Celente” Kovid 19 meselesini iztihzalı bir şekilde çok güzel özetliyor.

*Amerikan Hastalık Kontrol Merkezinin (CDC) açıklamasına göre 1-50 yaş arası grupta hastalıktan kurtulma oranı “sadece” %99.8 imiş.

*Uluslararası havayolu seyahatleri sadece %85 düşmüş.

*Plandemi süresince kapatılan işletmelerin sadece %60’ı tekrar açılamayacakmış.

Ve tüm bu “sadece” lere rağmen dünya ekonomilerinin tamamı kapatılıp küçük orta boy işletmeler yok edilirken % işareti sonrasına koyacağınız noktalı bir sıfır rakamı ile bile ifadesi mümkün olmayan bir azınlık servetlerine servet katmakta.

Dünya ülkeleri para basarak sözde ekonomik rahatlama sağlamaya çalışırken gerçekte yaptıkları şey ise zaten kırılmış olan tedarik zincirleri yüzünden artan gıda fiyatlarını daha da artırmak, hiper – enflasyonu tetiklemek.

Geçen hafta yayınlanan IMF raporu bize neler anlatıyordu?

“Korona virüs küresel salgını hem 2020’ye ait hem önümüzdeki yılların ekonomik planlarını kökünden değiştirdi. (…) IMF raporuna göre Kovid-19’un ekonomik yıkıcılığı beklenenden daha az oldu. Yine de küresel ekonominin 2020’yi 28 trilyon dolar salgın faturasıyla kapatması tahmin ediliyor. Haziran ayındaki raporunda küresel ekonominin yüzde 5.2 küçüleceğini tahmin eden IMF, bu oranı da güncelledi. IMF’nin tahminine göre yeni küçülme oranı yüzde 4.4 olacak. Son aylardaki ekonomik toparlanmalar nedeniyle küresel ekonominin kaybına ilişkin beklentiler 33 trilyon dolardan 28 trilyon dolara indirildi.”

İçiniz ferahladı mı?

Zarar beklendiği kadar değil “sadece” %4.4 küçülme ve 28 trilyon dolar kadarmış.

Aşağıdaki paragraf da aynı rapordan.

“IMF, yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) sebep olduğu ekonomik kriz nedeniyle bu yıl kamu açıklarının GSYH’nin ortalama yüzde 9’u kadar artacağı ve küresel kamu borcunun GSYH’ye oranının yüzde 100’e yaklaşarak rekor kıracağı öngörüsünde bulundu.”
Yukarıdaki  paragraf eminiz sizi daha da rahatlatmıştır, değil mi?

Yıllardır kağıt paranın, ekonomilerin, gıdanın  imhası planlarını, dijitalleşme ve robotların ayak seslerini,  2008 yılı türev piyasalarında gıda fiyatlarının yükseltilerek ülkelerde yapılan ayaklanma testlerini,  yapay zeka ve sosyal medya manipülasyonlarını, Shemitah teorisi vb. konuları  yazdığımız için tekrarlamayacağız.  

Silah ateşlendikten sonra çare aranmaz, ya sipere yatarsınız ya da kurşunun hedefi olursunuz.

Böyle bir döneme kasası/hazinesi boş yakalanan ülkelerin içine düşeceği ekonomik/sosyal çıkmazları siz düşünün artık.

Ama bunların tamamı bir yana dünya üzerinde asıl savaş “çocuklarımızı ele geçirmek” için yapılıyor.

Hatırlarsanız Wikileaks’in kurucusu Julian Assange, çok uzun süre boyunca sığınmak zorunda kaldığı Londra Ekvator büyükelçiliğinde internet üzerinden verdiği bir mülakatta “yaşayan son özgür nesil” olduğumuzu olduğumuzu belirterek “akıllı şeytanî toz” diye bir kavramdan bahsetmeye başlamış ve Assange bu konuya girdikten çok kısa bir süre sonra yayın birden bire kesilmişti.

İşte küresel şeytanların asıl hedefe koydukları “son özgür nesil” olan bizler değiliz,  bizim “çocuklarımız”.

Yüzlerinde maskelerle arkadaşlarıyla görüşen ama duygularını anlayamayan/aktaramayan, sosyal mesafe zırvalığı ile birbirlerine dokunmaları engellenen, zorunlu HES kodu ile dokunduğu/ etkileşime girdiği herkes ve her yer takip altına alınan, sosyal medya ile her duygusu sisteme kaydedilen, bilgisayarda dokunduğu her tuş Microsoft benzeri şirketlerin merkezine giden, online ders ve görüşmelerle biometrik datası yapay zekanın arşivine giren, izlediği ve önüne düşürülen You Tube videoları ile düşünceleri yönlendirilen, Wifi/GPRS/5G radyasyonu ile hücre yapısı bozulan, zorunlu aşı ve sonrasında çipleme ile kapanışı yapılarak büyük datanın veri madenciliğinde kullanılacak bir meta olarak yerini alacak olan çocuklarımız.

Kovid – 19 bahanesiyle bize yaptıkları şey izolasyon ve geçim sıkıntısı, güneşsiz ve oksijensiz bırakarak sinir sistemimizi tahrip etmek, korku pompalayarak beynimizin bio-kimyasını bozmak, bizi “yaşayan ölüler” haline getirip  onların büyük planlarına karşı koymamıza engel olmaktır.

Psikolojik savaşın birinci ilkesi nedir?

“Beyinlerini kontrolün altına al, vücut onu tabi olacaktır.”

İşte tam bu noktada size bir diziden bahsedelim.

2010 yılında gösterimine başlanan “The Walking Dead” yani “Yaşayan/yürüyen Ölüler” dizisi 2020 yılında halen devam etmektedir.

Dile kolay bir diziyi 10 sene boyunca hız kestirmeden, seyirci kaybetmeden devam ettirebilmek hiç kolay bir iş değildir.

Dünya bir anda zombi salgınına maruz kalmıştır. Sadece zombiler tarafından ısırılıp onlara tamamen yem olmadan kaçmayı başarabilenler değil normal yolla ölen insanlar bile zombiye dönüşmüş bir şekilde yeniden canlanmaktadırlar.  

Yani ölüm adeta vücutta bir kodu harekete geçirmektedir.

Hani ölünce bile yok olmadığı için cenazelerin yakılması ya da ayrı yere gömülmesi gerektiği rivayet edilen ve hatta Almanya Başbakanı Merkel’in “herkesin eninde sonunda kapacağını söylediği Kovid-19” benzeri bir virüs varmışdemek dizide.

Bizim seyredebildiğimiz 7. sezona kadar zombi virüsü hakkında detaylı bir bilgiye rastlamadık.  

Zombileri imha etmenin tek yolu beyinlerinden vurmak, bıçaklamaktır. “Maske ile oksijensiz bırakınca zombilere bir şey oluyor mu” derseniz dizide henüz deneyene rastlamadık.

Gerçi zombilerin bu kadar ahmakça bir şeyi dizide rol gereği bile kabul edeceklerini sanmıyoruz.

Sadede gelirsek, zombi salgınıyla devletler bitmiş, hükümetler çökmüş, şehirler terkedilmiş, insanlar ya tek başlarına seyahat ederek günden güne eski marketlerde/evlerde buldukları konserve gıdalar ile beslenerek hayatta kalmakta ya da küçük derebeylikler oluşturarak çoğunluğu diktatörce ve acımasız kurallarla yönetilen topluluklar halinde birlikte yaşamaktadırlar.

En güvenli yerler dışarıda havada uçuşan Kovid mikrobundan, afedersiniz zombi sürülerinden kendiniz koruyabileceğiniz kapalı mekanlar, etrafı duvarlarla çevrili alanlardır. Dışarıda serbestçe dolaşan Kovid-19 hastalarına, tekrar  afedersiniz zombilere yem olmamanın en önemli şartı içeride hayatını sürdürebilmeyi öğrenmek, dışarı yemek bulmaya gittiğinizde de yollarda karşılaştığınız diğer insanları düşman olarak kabul edip hiç görünmemek yani sosyal mesafeyi korumaktır.

Dizinin bir sezonunda kahramanlarımızdan oluşan grup bir hapishane bulurlar ve içine yerleşirler. Burası artık onlar için o ana kadar yaşadıkları en güvenli yerdir ve burada uzun süre mutlu ve mesut yaşamayı planlamaktadırlar.

Herşey bir yana, dizinin insan beyni üzerinde bıraktığı etki başlı başına bir kitap konusu olabilecek niteliktedir.

İlk bölümde gördüğünüz basit zombi görüntüleri bile sizi rahatsız ederken, bölümler ilerledikçe eğer dikkatli biriyseniz  bir şeyi farkediyorsunuz.

Öldürülen zombi ya da canlı yenen/şiddete maruz kalan insan sahneleri her geçen bölümle birlikte daha grafik, kötü, kanlı ve detaylı olarak size aktarılmaya başlanıyor.

Şiddetin, kanın, vahşetin boyutları geçen her bölüm ve biten her sezonla birlikte katlanarak artıyor.

Buna rağmen, ne zombilerin arasında kalıp canlı canlı yenen/parçalanan insanların kanlı sahneleri, ne kılıçla kafa uçurmalar, ne midelerin deşilip bağırsakların dışarıya çıkarılması gibi sahneler artık sizi pek fazla rahatsız etmiyor.

Anlayacağınız ekran başındaki siz kurbağaları önce soğuk suya koyup kısık ateşte yavaş yavaş kaynatıyorlar ve siz durumu anlayamadan vahşeti kanıksıyorsunuz, gördüklerinizi hayatın doğal akışı gibi kafanızda şekilleniyorlar.

Dizide yollarda ilk defa karşılaştığı insanlara güvenenlere hayretler içinde bakıyorsunuz çünkü güvenenlerin sonu dizide çok acı bir şekilde işleniyor. 

Bilinçaltınıza “tek başınasın, alçak insanoğluna güvenme, kendini korumak için her yol mübahtır” algısı adeta basınçlı su gibi bilinçaltınıza fışkırtılıyor. 

İnternetin ilk çıktığı günleri, Google ve Wikipedia’nın önünüze ilk konduğu günleri hatırlayanlarınız bilirler.

Bu siteler/arama motorları size bir algoritma ya da şablon verdiler ve içini siz doldurdunuz. “Google Map” de işyerlerinizi işaretlediniz, fotoğraflarını paylaştınız, adreslerini yazdınız. Yine bildiğiniz her konuyu Wikipedia’ya yazdınız, boşlukların altını doldurdunuz.

Bilgi musluğunun başında oturanlara ise, sizin doldurduğunuz bilgilerin kime, nasıl, ne kadarının ve  kaça ulaşacağına karar vererek ceplerini doldurmak ve şeytani planlarını bir adım daha ilerletmek kaldı.    

Korkarız ki yarın bir gün ekonomiler çöküp gıda zincirleri tam olarak koptuğunda, Kovid adı altında ülkeler düşmanlarına yeni tip virüsler gönderdiğinde, kargaşalar, mini savaşlar çıkıp sistemler/altyapılar çöktüğünde, 10 yıllardır kafanıza yerleştirilen şablonlar devreye girecek ve şeytani zihinlerden tevdi edilen dünya nüfusunu azaltma işini size/bize yaptıracaklar.

Yaptıramazlar mı diyorsunuz?

You Tube’da “Flakka” yazıp bir hapla zombileştirilmiş insanları seyredin, sonra tekrar görüşelim.