HERŞEYİN KONTROLÜ

Ömer Kayani

Elon Musk’ın gelecekteki çipli robotu mu desek, hayat arkadaşı mı desek bilemedik ama bir ara ruhunu satılığa çıkaran, sonra beynine çip taktıracağını söyleyen, şimdilerde ise “lezbiyen bir yapay zeka” hakkında film projesi üzerinde çalışan Grimes kod adlı şarkıcı açıklamış.

“Yani tanıdığım komünistlerin çoğu tipik olarak yapay zekanın büyük hayranları değil. Ama eğer buna dair düşünürseniz, yapay zeka aslında komünizme giden en kısa yoldur.”

Biz söyleyince “filmlerle gerçekleri birbirine karıştırma” derler.

Peki, bu ay öyle yapalım o zaman.

Dünyanın en ciddi haber merkezlerinden / düşünce kuruluşu raporlarından toparlanmış haberlerle devam edelim o zaman.

2024 YILINDA 1984 ROMANINI YAŞAMAK

Microsoft Başkanı Brad Smith “1984 romanının 2024’te gerçek olabileceği” konusunda uyararak “gelecekte halkı koruyacak yasaları yürürlüğe koyamazsak, teknolojinin yarışta hızla öne geçeceğini göreceğiz ve yetişmek çok zor olacak” demiş.

 ABD Yapay Zeka Ulusal Güvenlik Komisyonu Başkanı ve eski Google CEO’su Dr Eric Schmidt göre ise kısaca “yapay zeka konusunda demokrasiler biraraya gelip Çin’i yenmezlerse bize başka değerlerin empoze edileceği bir geleceğe bakıyormuşuz.” 

Aynı haberden bir başka detay.

“Dünyadaki 770 milyon CCTV kamerasının %54’ü Çin’de” bulunuyor. (BBC)

Bir başka haber/analiz.

BİLİŞSEL SAVAŞ VE TİKSİNME DUYGUSU

“Bilişsel savaşta savaş alanı insan beynidir. Burada amaç sadece insanların ne düşündüğünü değil, aynı zamanda nasıl düşündüklerini ve davrandıklarını da değiştirmektir. Başarıyla uygulandığı zaman, bilişsel savaş, bireylerin ve grupların inançlarını ve davranışlarını saldırganın taktik ve stratejik hedefine yarayacak şekilde etkiler ve şekillendirir.”

Şu bölüm oldukça ilginç.

“Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) tarafından yapılan bir çalışmaya göre şaşırma ve tiksinme duygularının bir mesajın internete düşmesi için yeterli olduğu – ve “bot” lar değil ama düzenli kullanıcıların bunları hızla geri gönderdikleri görülmüştür.

Bir dahaki sefere “tiksinip şaşırdığınız bir mesajı hemen paylaşmadan önce bir düşünürsünüz belki” diyerek bu analizin son paragrafını da kayda geçirelim.

“NATO’nun şu anda üzerinde düşünmesi gereken noktalardan bazıları bilişsel saldırıları tanımlamakta nasıl başı çekebileceği, ittifak üyelerine farkındalıklarını korumakta nasıl yardımcı olabileceği ve karşı koyma ve mukabele etme kapasitesini güçlendirmek için daha sağlıklı sivil iletişim altyapılarını ve kamu eğitimi çerçevelerini nasıl destekleyebileceğidir.”  (Nato Review, 20 Mayıs 2021)

Bir NATO ülkesi olarak “bilişsel savaşa karşı koyma” konusunda ittifak üyesi ülkelere yardımı gündemlerine almaları sizleri “rahatlatmış” olmalı.

Sizler rahatlamanın rehavetine kapılmadan bir sonraki habere geçelim.

BİTKİLERLE İLETİŞİM KURULDU

“Singapurlu bilim insanları, bitkilerin ve insanların birbirleriyle sadece bir akıllı cep telefonu kullanarak iletişim kurabildikleri bir yöntem geliştirdiler. (…) elektrik sinyallerinin bitkinin içine girip bitkiden ayrılmasına izin veren küçük bir iletken materyal geliştirerek bunu gerçekleştirdiler. Elektrik sinyalleri gönderen beyin gibi, bitkilerde çevrelerine yanıt veren elektrik sinyalleri yayıyorlar ve stres veya sağlıksızlık duurmunda kötüleşmeye dair işaret veriyorlar.

Böylelikle bitki temelli teknolojiler yaratılabilir, bitkiler insanlar tarafından kontrol edilen robot yakalayıcıya dönüştürülebilir. Bitkileri, tarlalarda, fabrikalarda ve endüstriyel alanlarda sensörler olarak kullanmakta mümkün. (The Straits Times, 16 Mart 2021)

Burada sizlerin aklına bitkilerin dile geldiği “Garkad ağacı” ile alakalı Hadis-i Şerif yada mRNA teknolojili aşılar filan gelmiş midir acaba?

Neyse, devam edelim.

DUYGU TANIMA TEKNOLOJİSİ

BBC’nin araştırmasına göre, duygu analizi için kullanılan yapay zeka ve yüz tanıma teknolojisi Sincan’daki Uygurlar üzerinde denendi.

“Deneklere 3m mesafeye duygu tesbit kamerası yerleştirdik. Yalan makinesine benziyor ama daha ileri bir teknoloji. (…) Yazılımlar daire grafikler yaratıyor ve grafikteki kırmızı alanlar zihnin olumsuz veya huzursuz hissettiği anları yansıtıyor. (…) Uygurlar yerel bölge yetkililerine düzenli olarak DNA örnekleri vermek zorunda kalıyor, dijital taramalardan geçiriliyor ve çoğu hükümetin geliştirdiği, rehber ve mesajlar dahil birçok veriyi toplayan, cep telefonu uygulamasını indirmeye zorlanıyor. Uygur hayatı artık veri oluşturmaktan ibaret. Herkes cep telefonunun yanında taşınması zorunlu bir şey olduğunu biliyorlar. Taşımazsanız gözaltına alınabilirsiniz.”

Türkiye’de “HES kodu için cep telefonu taşımak gibi” dediğinizi duyar gibiyiz.

Bir başka haber.        

İKLİMİ KONTROLÜ YADA YAĞMURUMU KİM ÇALDI

“Çinli yetkililer yıllardır “iklim manipülasyonu” olarak adlandırılan programlar yürütüyor. Aralık ayında merkezi hükümet iklim kontrolü uygulamalarını ülke geneline yaymayı planladığını duyurdu. 2025’e kadar yapay yağmur ve kar programının 5.5 milyon kilometrekarelik bir alana yayılarak ülkenin yüzde 60’ını kapsaması bekleniyor.”

Konuyla alakalı endişelerini dile getiren özellikle komşu ülke Hindistan ve Tayvanlı uzmanlar bu teknolojilerin uygulanmasında bölge ülkeleri ile yetersiz koordinasyonun “yağmurun sahibi kim” yada “yağmuru hırsızlığı” gibi konuları gündeme getirerek çatışma yaratacağı görüşünde.

Yukarıdaki haberlerin çok fazla ve ince detayları var ama haliyle hepsini buraya alamadık.

Bu vb. konulara elinde kanıtlarla dikkat çekenlerden NSA çalışanı Edward Snowden Rusya’ya kaçarak canını zor kurtardı, John McAfee geçtiğimiz ay hapishanede ölü bulundu ve Wikileaks kurucusu Julian Assange 2.5 sene önce “Akıllı şeytani toz” başlığıyla dikkatinize sunduğumuz ve yarıda kesilen konuşmasından sonra sığındığı Londra Ekvator elçiliğinden alınarak hücrede tecrit hapsine alındı, intihar etti haberini de yakında alırsak şaşırmayın.

Henüz ortada Covid 19, mRNA aşılar” tartışmaları yok iken ne yazmıştık, hatırlayalım mı?

“Assange’ın “şeytanî” olarak adlandırdığı “akıllı toz” (smart dust) kavramı yeni bir konsept değil, 1990’lı yılların sonundan beri geliştirilmekte.

Çok basit bir şekilde anlatmak gerekirse neredeyse toz büyüklüğünde, enerji ihtiyacını havadaki radyo dalgalarından karşılayan, GSM ağları üzerinden birbirleri ile konuşmaları (bilgi alışverişi) etkileşimleri ya da yönlendirilmeleri sağlanan bir sistem bu.(…)  Assange bu teknolojinin sadece dünya elitleri ya da bu teknolojiden anlayıp kendini koruyabilecek kişiler için değil, herkes için güvenli bir hâle getirilmesini istemekte. (…)

Dünyada ve hatta insan vücudunun içinde bile ayak basmadık yer bırakmayan, gözle görülemeyen ama GSM ağları üzerinden yönetilebilen bu mikroçiplerle ya da sensörlerle yapılabilecekleri tahmin edebiliyor musunuz?” (Mart 2019)

“Sözün tamamı deliye söylenir” demişler.

İçinde yaşadığımız ve herşeyin kontrol altına alınmaya çalışıldığı “yeni anormal” de size dayatılan mRNA aşıları meselesini şimdi tekrardan düşünün isterseniz…